İnsanlığa Özlem…
Özlem 6 yaşında. Ben de kendisinin varlığını az önceki televizyon haberinden öğrendim. Tek odalı bir evde, öz babasının ölümünden sonra evlenen annesi ve babasına olan özlemi ile tek başına yaşıyor. Geceleri yalnız kaldığını, anne ve baba sıfatındaki insanların sabaha karşı eve döndüğünü söylüyor. O saatlerde nerden, ne şekilde dönüyorlar bilemeyiz. Belkide karısını işten getiriyordur adam, kiralıyordur başkalarına. İşin bu tarafından haberim yok.
Haber ekibi içeri girmiyor ilk başta. Özlem kapının arasından ayaküstü sorulan birkaç soruyu yanıtlıyor. Muhabir ne yapıyorlar sana diyor, Özlem: ‘Dövüyorlar’ diyor. Her zaman mı diyor: ‘Evet’ diyor Özlem; o gözlerindeki pırıltının arkasına saklanarak.
Sonra ekip içeri giriyor. Bu sayede Özlem’i boydan çekme fırsatını da yakalıyor. Tek odalı bir evde, biçare kıyafetle karşılıyor Özlem ekibi. Onu kayda aldıklarından haberi vardır muhakkak Özlem’in. Daha sonra kamera açısı bacaklarına iniyor. Bacaklarında bol bırakılmış kremleri var. Bunlar da ne sorusuna âdeta cevap veriyor o kremler. Yaraların olduğu yerlerde bolca bırakılmış, yanık ya da çürük izleri. Belkide yak bir üvey babanın sigarasına son veren vücut hücreleridir onlar, bilgimiz yok.
Dedik ya, Özlem 6 yaşında. Üvey babasının onu dövmesine annesinin nasıl sessiz kaldığını anlatması, bize yaşının önemsiz kaldığını gösteren en büyük vesika. Özlem hep itilmiş, kakılmış, dayak yemiş, ağlamış, hor görülmüş, aç kalmış bir çoçuk. Yalnız tek gerçek var: O gözlerindeki ışık hiç sönmemiş. Belkide hiç lanet okumamış, kaderine isyan etmemiş. Bir gün bunların hepsinin geçeceğine, bunları yaşaması gerektiğine, bunları küçük yaşında çektiği en büyük sınav olduğuna inandırabilmiş o küçücük yüreğini.
Özlem 6 yaşında, ailesinden gördüğü şiddet üzerine polisler tarafından teslim alınan bir kız. En son bir polis memuruna ‘babası’ gibi sarılıyordu. Belkide babasına sarılamadığı günlerin acısını o memurdan çıkarıyordu, bilemeyiz.
Derken Aile ve Kadından Sorumlu Bakan canlı yayına dahil oldu. Sözleri, bunun ilk olmadığını ve olmayacağını doğrular nitelikteydi.
Aslında şu iki kelime, ne de güzel açıklıyor herşeyi:
İnsanlığa Özlem…