Mustafa İNAN

Karpuz kabuğundan gemiler yapmak…

Bir milenyum portresi

Haziran19

O eski model, antenli, kamerasız telefonlarımız yok artık. Şimdi televizyonlular moda. Televizyonlu telefonu olmayan itibar görmüyor toplumda. İtibar için cinsel bilgin ve kameralı telefonun şart. Eskiden rehberimize kayıt edecek telefon bulamazken, şimdi rehberin hafıza boyutunu tartışır olduk. Rehberler boş durmasın diye 112′yi, 8090′ı, 8091′i kaydederdik rehberimize; şimdi Esra Erol’la İzdivaç kurmaktan buna zaman bile yok.

Transeksüel bir varlığın ağzının içine bakar olduk. Popstar’da ne yaparsa ertesi gün idol olmaya başladı. Kızların gazozlarını bile Nuri Alço’lar açmıyor artık. Kızlar araya gazozu bile sokmadan yapmaya başladı o işi, gerek yok ki.

Mahallede öküzün biri son ses müzik dinliyor, tam ben bunları yazarken. Hadi beni geç, gece çalışmış ya da hastası olan birisi olabileceğini düşünen yok. O İsmail YK ile gaza basıyor.

Ahmet Şerif İzgören’in de dediği gibi, toplum ikiye bölündü. Küpe takacaksın, ciks olacaksın ve boxerının markası seni anlatacak bu devirde. Otobüste zahmet edip yaşlılara ya da hastalara yer verirsen adam değilsin ilkesini benimseyeceksin.

Okuduğun kitapların önemi yok. Kitap okursan inek ya da salaksın. Selamlaşmaların yerini de küfürler aldı. Annelerin adları sık anılır oldu. Küfürlerimiz idol oldu. Yoldan geçen kızlara da ‘hüp diye içine çekme’ niyeti ile bakıyoruz artık.

Bu devirde ne Salih Bozuk’un vefası ne de Zeki Müren’in şarkıları var. Şarkılarından çok, cinsel kimliği ile anıyoruz Zeki Müren’i. Eminem ya da Justin hayallerimizi süslüyor. Kızlar onları görünce çığlık atıyor, kendinden geçiyor ve âdeta yarılıyor.

Biz işte böyle bir ortamda yaşlanıyoruz. Her şeyin toz pembe gözüktüğü, karanlık bir Türkiye’de nefes alıyoruz. Devletin tapu müdürünün çetelere ortaklık ettiği, eski başbakanının 40 tane villa sahibi olduğu bir memleket burası. Ha bir de bunlar demokrat…

Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nun 2. sınıf öğrencileri, Türkiye Ekonomisi dersinin hocasını bekliyordur. Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla yıkılmaktadır. Sert görünümlü hoca kapıda belirir. Sınıfa kızgın bir bakış atıp kürsüye geçer. Tahtaya kocaman bir ‘1’ rakamı çizer.

“Bakın…” der. “Bu kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey…” Sonra ‘1’in yanına, bir ‘0’ koyar.

“Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik ‘1’i ‘10’ yapar.”

Bir ‘0’ daha… “Bu tecrübedir. ‘10’ iken, ‘100’ olursunuz.”

Sıfırlar böyle uzayıp gider: Yetenek… Disiplin… Sevgi…

Eklenen her yeni ‘0’ın, kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatır hoca… Sonra, eline silgiyi alıp en baştaki ‘1’i siler. Geriye bir sürü sıfır kalır ve hoca yorumu patlatır:

“Eğer kişiliğiniz yoksa öbürleri hiçtir.”

Biz 1′i koymadan bir sürü 0′a sahip olduğumuz için şimdi bu hâldeyiz. Elimizde bir sürü sıfır var ama hâlâ farkında değiliz ve öyle de öleceğiz…

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.