Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu

Kişisel Hususlar Yorum Ekle »

Bugün bir öküzle karşılaştım. Hem de şehrin tam göbeğinde. Bursa, Heykel dolmuş duraklarının önünde. Şehir merkezinde öküzün ne işi mi var? Ne işi olduğunu merak ediyorsanız okumaya devam edin.

Özel bir kargo şirketinin Heykel Şube’sinden paketimi aldım ve dolmuşa binmek üzere durağa geldim. Tam gideceğim yerin dolmuşu gelmişken, göz göze geldiğim bir insan dik dik beni süzdü. Daha sonra ben hızlı adımlarla, dolmuşun ön kapısını açtım ve tam binmek üzereyken, “Müsaade eder misin” diye bir soru yöneltildi. Arkamı döndüm ve göz göze geldiğim şahısla aynı kişi olduğunu ibretle gördüm.

1-2 saniye sorusunu cevapsız bıraktım. Kapı açık, bense adamın yüzüne bakıyorum. Bakışlarımdan sonra zaten o “Bu öküzlüğün sebebi ne” sorusuma vereceği cevabı aramaya koyulmuştu. Daha sonra “Ederim” dedim ve dolmuşun arka tarafına bindim.

Henüz araç ilerlemiyorken, şahıs bana doğru döndü ve çaldığı minarenin kılıfını âdeta sundu: “Çantam olduğu için buraya geçmek zorunda kaldım.”

Bahsettiği çanta, şu sırt çantalarından ya da bavullardan değil. Dizüstü bilgisayar çantasını boynuna asmış. Belki de içersinde bilgisayarı var, bilemiyorum. Bir yandan şöföre ücreti uzatırken, diğer yandan da malûm şahsa cevap verdim: “Sorun değil”

Evet, gerçekten de sorun değil. Hiçbir zaman öküzleri sorun etmemişimdir. Aksine, her hayvanın evcilleştirilebileceğine inanırım. Günü geldiğinde, bahse konu olan şahıs da bu evrimi geçirecektir.

Özetle:

  • Toplu taşıma araçlarında keyif yapılamaz.
  • Öndeki ve arkadaki yolcu aynı ücreti verir.
  • Öküzlüğümüzü çantalara yükleyemeyiz.

Artık beni kimse yalnız bırakamaz

Kişisel Hususlar Yorum Ekle »

Ayrılık ‘bizi bize’ hatırlatır.

Önce ürperir insan, sonra toparlanır. Uyuyana kadar kesin kararlıdır ama uyandığında aklına ilk o takılır. Derin düşünceler yerini hüzünlü bekleyişlere bırakır. Bazen ağlanır, bazen de saçmalanır. Önce aklına acaba şu an ne yapıyor, daha sonra da umrumda olmalı mı sorusu takılır. Aslında ayrılık, insana çok şey hatırlatır. Adam olana velhasıl…

Hayat, bir radyo frekansında konaklarken diğerlerinde kaçırdığımız şarkılardan farksızdır. Başkasına geçildiğinde bu sefer de bir öncekinin kaçırılacağının farkına varmaktır. Varlık, hangi frekansın daha iyi olacağı sorusunu asla yanıtlayamayacaktır. Arzuları hiçbir zaman azalmayacağı için daima şu anki kadar mutlu olacaktır.

‘İçini başkalarına açacaksan yaşama’ diyen adamla siz tanıştınız mı? Yahut da ‘Ben sevmekten hiç borçlu çıkmadım’ diyenle? İkisinin de aynı kişi olduğu alenîdir: Özdemir Asaf.

Ayrılık çok şey hatırlatır adam olana: Bazen Özdemir Asaf’la bile tanıştırır. Marjinal olma hevesinizi kaşımıza, gözümüze ya da başka uzuvlarımıza bir şeyler takarak belli etme amaçlarımız ’sidikle don yıkamak’ kadar saçmadır. En iyi marjinaller, karanlıktan kurtulanlardır. Işık hızına eriştiğimiz vakit karanlıktan kurtulacağızdır.

İnsanlar gelmeleri ile yalnızlıklarını giderenleri severler.
Gitmeleri ile kendilerini yalnız bırakanlara aşık olurlar.

Özdemir Asaf

Bizim rektör paraya doymuyor

Kişisel Hususlar Yorum Ekle »

İki dönemdir Uludağ Üniversitesi’nde aynı kişi rektör: Profesör Doktor Mustafa Yurtkuran. Bildiğiniz gibi rektörler üç dönem arka arkaya görev yapamıyorlar. Bizim rektörde: ‘Benim hatalarım ya da yamuklarım sonraki rektörde ayyuka çıkabilir. En iyisi bizim hatunu rektör yapalım da koltuk yabancıya gitmesin’ diye düşündü muhtemelen. Olamaz mı?

YÖK sonunda doğru bir iş yaptı ve bunun gibi cambazlara ‘dur’ dedi. Sonra Mustafa Yurtkuran çıktı televizyonlara ve demokrasiden falan bahsetti. Eşinin demokratik bir şekilde diğer öğretim üyelerinin oylarını aldığını ve öyle aday olduğunu söyledi. Öyle ki, YÖK’te demokratik bir şekilde ‘gizli oylama’ ile diğer üç adayı köşke gönderdi. Bu demokrasi değil midir?

Bunu geçelim, Mustafa Yurtkuran her zaman demokrat bir insan olmaya özen gösterdi. Türban serbestisi hakkında yasa çıkmasına rağmen öğrencileri üniversitesine almadı. Demokratik bir şekilde ‘yasanan’ kanuna karşı geldi. Demek ki hakettin sen bunu. Şimdi kalkıp ‘demokrasiden ve insan haklarından’ bahsetmek sana hiç yakışmıyor.

Bunun gibi 3 aday YÖK’ten geri döndü. Neden? Bir diğeri yine eşini aday gösterdi, üçüncü rektör adayının hakkında ‘yolsuzluk’ söylentileri olduğu için YÖK bunu göze alamadı. Öyleyse iyi şeyler bunlar, hem de çok iyi.

Bugün 23 Temmuz 2008, saat de 13.28. Uludağ Üniversitesi’nde yeni rektör görevine başladıktan en geç 3 ay sonra Mustafa Yurtkuran hakkında iddialar ve soruşturmalar ortalıkta gezmeye başlayacaktır. Evet emin konuşuyorum çünkü işkillendim.

Sayın Yutkuran, dua etki yanılayım. :)

Bize masal anlat Baykal…

Kişisel Hususlar Yorum Ekle »

Hukukçu ve siyaset adamı. Aşırı muhalif ve demokrat. Üniversitelerde türbanın serbest olmasına ve AK Parti’nin tüm adımlarına ezelden karşı. Halk ondan hıncını 22 Temmuz seçimlerinde aldı ama bunu bir zafer olarak ilân etti ve Rodos’a kadar yüzmeyi reddetti. 1938 doğumlu, evli ve iki çoçuk babası.

Sakalsız, tonton, ak saçlı ve gıdığı sarkık bir dede o. Kolay değil, Atatürk öldüğünde doğdu ve III kez O’nun partisinde Genel Başkanlık yarışını kazandı. Fakat çoğu kez karşısında bir aday yoktu. Ecevit’i örnek aldı ve ‘Adam oldun demektir’ şiirini çok sevdi. Belki de bu hırs, bu muhaliflik o şiirin şu mısralarından geliyordur: ‘Herkesin bırakıp gittiği noktada sen dayanabilirsen tek, adam oldun demektir.’

Deniz Baykal: ‘Türkiye’de bir darbe ortamı mı var? Bu nereden çıkarılıyor? Kim çıkarıyor?’ diye sorduğu soruların yanıtını da Niğde’nin Ulukışla ilçesinde vermişti aslında. Konuşmasında, ‘Ulukışla, sen önceden de yaptın bunu. Hadi, tekrar yap. Kahramansın, vatanseversin hadi Ulukışla!’ diyerek verdiği soruları kendisi yanıtlamış oldu. Elbette burada Ulukışla’nın halkına seslenmiyor.

Ulukışla’nın tarihine baktığınızda bahsettiği şeyler yok. Niğde’nin güzel ilçelerinden bir tanesi de Ulukışla. Deniz Baykal kelime oyunu yaptı. Şöyle ki, ‘Ulu Kışla’ Bu adres de belli: Ordu.

Kısaca Baykal: ‘Önceden de darbe yaptın, Başbakan astın. Bak Kenan Evren’e, darbe yaptı şimdi nü ressamı. Ülke çok ileri gitti, darbenle 30 yıl geri götür bizi. Biz Atatürk’ün partisiyiz, bize yol aç’ diyordu. Ulukışla’ya gelmeden önce Baykal’ın sorduğu o soruların asıl yanıtı bunlar.

Deniz Baykal’a kötü bir haberim var. İlki, o şiir benim de göz bebeğim ama ne yazık ki sen adam olamayacaksın. İkincisi, sen Genel Başkan’ı olduğun sürece Kemâilist bir partin ve %20′yi aşamayan bir oy oranın olacak. Çünkü İsmet Paşa’nın doğum yeri diye kale ilân ettiğin İzmir’de düşmek üzere.

Yarım asırdır milletvekilliğinden çok kazandın. Biraz da avukatlık yap. Unutma, hukuk adamısın sen. Bak Ergenekon Soruşturması’nın davası başlayacak.

Avukat lâzım, Baykal lâzım.

Cinlere tapan Avrupa, bize medeniyet öğretiyor

Kişisel Hususlar Yorum Ekle »

Adolf Hitler zamanında Almanların cinlere taptığı bir gerçek. Eski zamanlarda Avrupa’daki sarayların bir odalarını tuvalet diye ayırdıkları, sonra odanın hacmi dolunca pisliklerini pencereden aşağı attıkları da bir gerçek. Avrupa’ya tuvalet kültürünü atalarımızın öğretmiş olması da bir gerçektir.

Fakat 2008 Türkiye’sinde roller değişti. Çoçuklar Eminem gibi olabilmek için ellerinden geleni yapıyor. Zeki Müren, Ahmet Özhan ya da Orhan Hakalmaz hiç ilgimizi çekmiyor. Sadece Bülent Ersoy cinsel kimliği ile aklımızdan hiç çıkmıyor. Ahlâk, sadece dilimizde mırıldandığımız bir türkü gibi sararıyor.

Ne kadar da değiştik biz. Otobüsleri de Teksas eyaletine çevirdik. Koltuğu kim önce kaparsa tapulu malım muamelesini uygun görüyor. Yaşlı, gazi, anne ya da hasta diye özel durumlarla gözgöze gelmemek için gençler hep dışarısını izliyor. Dışarıda da yoldan geçen kızlara lâf sokuşturan maymunlardan fazla bir şey yok.

Televizyonlarda ulusalcıyım diye geçinen adamların ertesi gün bölücü başı ile kare kare fotoğrafları çıkıyor. Kimse, ‘Bana lâiklik diye yutturulan şey acaba gerçekte ne’ diye bir soru sormuyor. Lâikliği ideolojilerimizin uğruna seferber ettiğimizin farkına yalnızca Baykal varıyor. Tabiî ki bu durumda onun hoşuna gidiyor.

Kendimize sormamız gereken sorular var.

Soru 1) İnsanla hayvan arasındaki 28 farkı biliyor muyuz?

Cevabım) Bilseydik, 7 yaşındaki çoçuklara tecavüze yeltenmezdik.

İki dakika önde yaşamak

Kişisel Hususlar Yorum Ekle »

Chris Johnson’un ilginç bir özelliği vardır. Belki de bu özellik, 6 milyar insanın arasından ona çok özel bir kapı açıyordu. Chris kendisini etkileyecek olayların 2 dakika sonrasını görebiliyordu. Buna herkesten 2 dakika önde yaşamak da diyebiliriz. Bu sayede yapmayı düşlediği bir hareketin 2 dakika sonrasında neler olup bittiğini görebiliyordu.

Next isimli filmden bahsediyorum. Konusu ve oyuncu kadrosu ile mükemmeldi. Belki de Prestij’den sonra izlediğim bu türdeki en iyi filmdi. Chris’in önce hayalini kurduğu kızı elde etme çabaları ve onu kurtarma plânları harika ötesiydi.

Kendinizde böyle bir özellik olmasını ister miydiniz? Olsaydı neler yapmak isterdiniz? Düşünsenize, önünüzden çok hoşlandığınız bir bayan geçiyor. Hayalinizde ona yaklaşma metodları kuruyorsunuz ve bu metodların 2 dakika sonrasını da görebiliyorsunuz. Bir metod tutmadıysa diğerine geçiyorsunuz. Chris de buna benzer bir şeyi Liz’i tavlamak için yapıyordu. :)

Aslında Türkiye’de bu mümkün olsa bile 2 dakika sonra gördüklerinizin gerçek olma olasılığı çok az. Çünkü her an gündem değişebiliyor. Hiç aklımızda yokken ABD Konsolosluğu’na saldırı olabiliyor ya da iktidar partisine beklenmedik bir anda kapatma davası açılabiliyor. Bence Türk insanı için 2 dakika çok az bir süre. Bize an az 1 yıl sonrasını görebilme gücü gerekiyor.

Unutmadan, Chris’in sevgilisi Jessica Biel‘dı. Oyunculuğu ve kendisi muhteşemdi. :)

Kanadoğlu yine saçmaladı

Kişisel Hususlar Yorum Ekle »

Yılların hukukçusu ve 367 mucidi böyle bir hatayı nasıl yaptı hâlâ şoktayım. Sayın Sabih Kanadoğlu’ndan bahsediyorum. Geçenlerde Ergenekon Soruşturması’na atfen dedi ki: ‘Bunların hepsi plan. Suç olabilmesi için eylem gerekli. Eylem olmadan da ceza veremezsiniz. Ancak örgüt kurma suçundan yargılayabilirsiniz.’

Türkçesi şöyle: ‘Bu adamlar darbe girişiminde bulunmuşlar ama başaramamışlar. Siz bunları başardıkları şeylerden yargılayabilirsiniz ve onlar da suç işlemek üzere kurulan örgütten başka bir şey olamaz.’

Duyunca epey şaşırmıştım. Ceza kanunlarında ‘adam öldürmeye kasten teşebbüs’ denen bir suç var. Bilginiz muhakkak vardır. Mahkûma, ‘adam öldürmeye kasten teşebbüs’ suçundan ‘müebbet hapis’ bile verilen davalar var. Çünkü mahkûm elinde olsa öldürecektir. Potansiyel suçludur ama eylem engellenmiştir. Belki de tahliye edilse ilk işi başaramadığı şeyi gerçekleştirmek olacaktır.

Bu adamlarda (add, emekli paşalar) 2004 senesinden sonra çeşitli darbe girişimlerine kalkışmışlar ama çeşitli engellemeler sonucu başarısız kalmışlar. Planlı ve örgütlü darbe girişiminde bulunmak, ‘adam öldürmeye kasten teşebbüs’ suçundan farksız mı? Darbe yerine adamı koyduğunuzda, yani ‘empati’ yaptığınızda farkı anlayacaksınız.

Sabih Kanadoğlu’nu dinlesek ve eylem olduktan sonra yargılamaya kalksak; yargılayabilir miyiz? Katiyen yargılayamayız. 1960′da ve 1980′de yargılayabildik mi? Hem yargılamadık, hem de başımıza Cumhurbaşkanı olarak diktik. 1960′da genç subayların başı Cemal Gürsel’i, 1980′de de Kenan Evren’i Cumhurbaşkanı yaptık biz.

Sabih Bey görevi sırasında da böyleydi, şimdi de böyle. Kendisine tavsiyem elini, ayağını çeksin siyasetten ve evinin arka bahçesinde torunları ile evcilik oynasın. Yoksa kendisi hakkında yazacağım bir sürü makale olacak. Artık onun gibilerle uğraşmak istemiyorum.

Ben büyüyen, gelişen, insan haklarına tüm Avrupa’dan daha çok önem veren, Amerika’nın muhtaç olduğu bir Türkiye yazmak istiyorum.

Sabih Kanadoğlu’nun o hezeyan fikirlerini değil.

Güneş balçıkla sıvanmaz

Kişisel Hususlar Yorum Ekle »

Medya yine ‘Ergenekon Soruşturması’ kapsamında ikiye bölündü. Bir taraf operasyonlara ‘planlı’ derken, diğer tarafsa ‘pislikleri pazara döküldü’ diyor. Kısaca bir taraf korkuyor, diğer taraf korkacak bir şeyim yok diyor. Peki bu medya neyden korkuyor? Korkulacak bir şey varsa diğer taraf neden korkmuyor? Şimdi soruların cevabını tek tek vereceğiz.

Öncelikle sözlerime Bülent Arınç’ı kutlayarak girmek istedim. Kendisi Abdüllatif Şener’e: ‘Benim eşimin başı da kapalı, seninkinin de. Demek ki onlara göre ikimiz de lâik sayılmayız. O hâlde bana küfür edenler seni alkışlıyorsa bir problem var demektir. Bu da bir süre seni kullanacakları içindir’ dedi ve gereken özeti de yaptı: ‘Erkan Mumcu’nun durumuna düşme!’ Şener’e vereceğim yanıtın bir benzerini daha etkili bir şekilde Sayın Arınç verdiği için bu konuya değinmeyeceğim.

Gelelim Ergenekon Soruşturması’na muhalif ve taraf olan kesimlere. Dünkü ‘cumhuriyet’ isimli gazetede şöyle bir manşet vardı: ‘Korku İmparatorluğu’ Manşet diyor ki: ‘Bu operasyonla Atatürk’ü sevenlere, Cumhuriyet aşıklarına korku servis edilmektedir.’ Pardon birader, ne korkusu? Paşalar ‘aşık’ oldukları için tutuklandılar? Hem de Atatürk’e? Ortada ciddi bir suç var, kıçınzı ağaç oyuğundan çıkarın artık. Bu suçun PKK’nın amaçından bir farkı da yok. İkisi de hükümeti ‘legal olmayan yollarla’ yıkmayı amaçlıyor.

Atatürk aşıklığı ulusalcıyım deyip darbe planı ve şakşakçılığı yapmakla olmaz. Bu sadece ciddi bir Kemâlist eylemdir, uşaklıktır, ahmaklıktır. Bence Baykal’ı da alsınlar. Cumartesi günü Niğde’nin Ulukışla isimli ilçesinde bir konuşma yaptı ve bir lâf ebeliğine imza attı. Baykal, ‘Ulukışla! Haydi göreve!’ dedi ve halk şaşırdı. Ben görevimi 22 Temmuz’da yaptım der gibi baktı Baykal’a ama Baykal Ulukışla derken askeri kastediyordu. Ulu Kışla = Ordu

Şu an bunların ağızlarındaki korku ‘bana da sıçrarsa’ korkusu. Yıllarca bunların avukatlığını, sözcülüğünü ve basın ayağını işleten adamlarda var bu korku. İddianame diye tutturan bir grup ‘üşütük’ de bunlardan. Sanki o iddianameyi çok merak ediyorsun. Etmiyorsun, sadece yıpratmak için elindeki kozu kullanıyorsun. 2500 sayfa olan şeyi sanki okuyacaksın, sanki umrunda olacak.

Diyelimki bu tutuklananlar 20 yıl hapisle cezalandırıldılar. O zaman da bu işte ‘Tayyip’ parmağı var diyebilir misin? Vallahi de, billahi de dersiniz siz. 50 sene önce ‘aşırı solcu’ diyerek din elden gidiyor dediler, şimdi oyun tersine döndü. Bu sefer de ‘aşırı dinliler’ diye darbe planları hazırlıyorlar.

Ortada bir kazan var ve bu kazanda üzerinde azcık da olsa bir pislik olan yanacak. Basın yolu ile bu kazanın ateşini söndürmek isteyenler var. Ben de diyorum ki: ‘Şu lâf ebeliğini bırakın. Pisliği olan yansın!’

Facebook amele kaynıyor

Kişisel Hususlar Yorum Ekle »

Şu ulusalcılar beni orda bile buldu. Bununla da kalmadı, cevap vermemle birlikte beni arkadaş listesine ekledi ve özel mesaj gönderdi. Ne arkadaşlık teklifine, ne de özel mesajına yanıt verdim. Çünkü ortak paydaları, demogoji yapmaları!

Bunların basit örnekleri geçmişte de var. Örneğin ‘lâiklik tehlikede, cumhuriyet elden gidiyor’ serzenişleri. Giden bir şey yok. Gidiyormuş gibi gösterip kullandığı için işte böyleleri Kemâlisttir ve asla Atatürkçü değildir. Atatürk askeri meclisten çıkarmak için elinden geleni yaptı ve onları gerçek görev yerlerine taşıdı.

Dün ‘ulusal tv’ isimli bir kanalı izliyorum, uydudan yayın yapıyor. Ne zaman açsam ‘ergenekon tertibi’ diye bir başlığın altında kendileri gibi düşünen ‘ulusalcıları’ konuşturuyorlar. Şu ‘ergenekon tertibi’ dedikleri şeyin içinde ‘cumhurbaşkanı’ bile varmış. Vallahi Sayın Gül yerinde olsam tazminat davası açar, aldığım parayla da keyfime bakarım. Hatta az sonra durumu belirten bir maili cumhurbaşkanlığı makamına göndereceğim. En azından durumdan haberdar olsunlar.

‘Biz kaç kişiyiz’ hareketinin son mitingine 250 kişi katılmış ama bu adam seçime katıldığında 16 milyon oy alacağını iddia ediyor. Höst ulan!

Ben burada kişisel makalelerimi yayımlıyorum. Oturduğum yerden vatan kurtaracak değilim. Kimseden bir gelir ya da bağış almıyorum. Tüm içerik benim özgünüm. Ben de mi bu işin içindeyim?

Komik olma sahte ulusalcı. Faşizmin içersinde boğulacaksınız, tek derdiniz hâlâ lâiklik.

Bodrum yine canımızı yaktı

Kişisel Hususlar 1 Yorum »

Geçen sene bu zamanlardı. Barış Akarsu Bodrum kavşağında kaza geçirmiş, Bodrum Hastanesi’ndeki yaşam savaşını yitirmişti. Dün ana haber bültenlerini seyrederken Bodrum’dan yine canımızı yakan bir haber daha geldi. Türkiye Futbol Federasyonluğuna 222 delegenin oyu ile seçilen Hasan Doğan yine orada vefat etmişti.

52 yaşında, başarılarla dolu bir hayatın sahibiydi. Avrupa Şampiyonası’nda eşi ile birlikte gol sevinçlerini henüz unutamadık. Herkesten çok seviniyordu. Zira, takımın neredeyse tüm yükü omuzlarındaydı. Sigara kullandığını kalp krizi geçirmesinden sonra öğrendim. Sigara içen bir insan gibi görünmüyordu.

Barış Akarsu daha genç ama neredeyse aynı kariyere sahip birisiydi. Onu da Bodrum bizden almıştı. Bu kez sadece isim değişti, Hasan Doğan oldu. O gözlüklü, Hırvatistan maçı sonrası oyuncularını anlatırken gözleri dolan, harika göz rengine sahip olan adam şimdi yaşamıyordu. Gerçekten de her ölüm erken ölümdü…

Aslında o ölmedi. Yalnızca Barış gibi sırasını savdı. Sıra bize kaydı, tedirginleştik. Geride, “İnsan bu maçları seyrederken kalp krizi geçirmezse bir daha hiç geçirmez” demesi kaldı. Geçirirmiş, biz de yeni anladık. Aslında finale çıkarsak sigaraya son demişti. Ne biz finale çıkabildik, ne de o 6 Temmuz’u görebildi…

Artık biz onu Türk Futbol Federasyonu’nun başarıları, sevinçleri, yaşattıkları ve her attığımız golde hatırlayacağız.

Hasan Doğan

SENİ HEP HATIRLAYACAĞIZ!

Kopyalayabilir, çalabilir ya da ben yazdım diyebilirsiniz.